Total Pageviews

Wednesday 10 March 2010

FBI VE BİR TERCÜMANIN ÖYKÜSÜ (Bölüm 2)

Suçlular FBI teşkilatına nasıl sızdılar: Ne olduğu belirsiz “Yarı-yasal kuruluşlar” kimler?



CD: Çok yakın bir geçmişte Breakfornews.com ile yaptığınız bir söyleşide, FBI da edindiğiniz özet bakış açısına dayanarak, devlet dışı organize suç örgütlerinin “ fotoğrafının ” “ cam” gibi ortaya çıktığını” belirtiyorsunuz. Okuyucularımıza yardımcı olması açısından, bu söyleşide verdiğiniz beyanatlardan bir tanesini örnek olarak sunmama müsaade edin:



“ ortada belirli bir takım bilgileri toplayıp sonra da ...en yüksek fiyatı verene satan (bir) grup şahıs var. Sonra ülkeye Doğudan, ve onların bağlantıları aracılığıyla uyuşturucu getirenler var. Ancak (bu) aşamada büyük fotoğrafın farkına varıyorsunuz.”



Söyleşinin birkaç yerinde bu türde organize suç örgütlerinin “yarı yasal” kuruluşları hükümetlerle ve “ yasal” dünya ile bağlantı noktası olarak kullandıklarını söylediniz. Tam olarak ne demek istediğinizi açıklayabilir misiniz?

SE: Bu örgütlerin örneğin bir işyeri yada Kültür merkezi veya benzer bir dernek gibi yasal bir paravan kuruluş altında çalışmaları vardır. Bazı İslami yardım kuruluşlarının da terörist örgütlerle bağlantılarından çokça bahsedilirdi ama tabi bu tip örgütlenmeler her alana yayılmış durumda, hatta çok daha basit örgütlenmeler var.

CD: Nasıl yani?

SE: Örneğin herhangi bir ülke ile bir başka ülke arasında kültürel bağların geliştirilmesi amacı ile o ülkede faaliyet gösteren dostluk dernekleri olabilir. Varsayalım, ne diyelim, Almanya merkezli bir Özbek Folklor derneği olsun. Beyan edilen kuruluş amacı folklor ile ilgili faaliyetlerde bulunmaktır-ve hatta bunu fiilen de yapıyor olabilirler- ama perde arkasında yer alan faaliyetler suç teşkil eder.

CD: Ne gibi Faaliyetler?

SE:Her şey- uyuşturucudan tutun kara para aklamaya, silah satışına kadar her şey. Ve evet, bu tip faaliyetler ve uluslar arası terörizm arasında belirli yakınlaşmalar vardır.

CD: O zaman biz bu örgütlerden bahsederken tonlarca paradan bahsediyoruz-

SE: Devasa miktarlar, akıl almaz rakamlar. Öyle üç beş milyon dolarla uğraşmıyorlar, bahis konusu rakamlar yüzlerce milyon dolar.

CD: Daha evvel verdiğiniz yeminli beyanat ve şimdi bahsedeceğim örneklere de bakarsak, terör bağlantılı organize suç örgütleri güçlü devletlerin, hatta Amerikanın bile, dizginlerini ellerinde bulunduruyorlar. Öyle değil mi?

SE: Bu böyle olabilir, bilmiyorum. Bunları öğrenmek için yeterince. General Ashcroft tarafından önümüze çıkarılan bu şüpheli ve beklenmedik “ Devlet Sırrı” engeline bakarsak, böyledir denilebilir, ancak direkt olarak hiç bir bilgim yok.

CD: Pentagon ve Devlet İşleri Dairesini (State Department) düşünelim. Bazı yüksek seviye memurların terörist bağlantılı organize suçlardan nemalandığından şüpheleniyor musunuz?

SE: Bu dairelerle ilgili olarak özellikle herhangi bir şey söyleyemem çünkü oralarda çalışmadım. Ama politikacılara gelirsek, onlar için şunu söyleyebilirim; devasa rakamlara ulaşan paradan bahsedildiğinde, bazı seçilmiş memurlar otomatik olarak bağlantılıdır. Seçim kampanyalarına yapılan yardımların birçok şekli var- yasal ya da gayri yasal, beyan edilen ya da edilmeyen yardımlar.

CD: İçimizde yuvalanmış bu tür tehlikeli suç örgütlerine gözle görünür şekilde müsamahalı davranılması Amerikan politikasının “ kullanılan yöntem ve araç değil sonuç önemlidir” felsefesiyle mi hareket ediyor?

SE: Tamam ama bu faaliyetlere dayanarak nasıl bir sonuç beklenmişti? Şu ana kadar tüm bunların ne işe yaramış olduğunu anlayabilmiş değilim. Olan bitenler Amerikalıların %99,9 una zarar getirmiştir-sadece elit bir grup bunlardan kar elde ediyor.

Ben uzman değilim, ancak şahsen gördüklerime dayanarak, önemli araştırmaların durdurulmasından ve potansiyel olarak çok önemli ipuçlarının göz ardı edilmesinden dolayı, ulusal güvenliğimizden her gün tavizler verildiğini söyleyebilirim. 11 Eylülden sonra bile, bazı şahıslar, birçok diğerlerinin arasında yabancı işadamlarının hala araştırmalardan kaçabilmeleri inanılmaz bir şey.

Tamam, 11 Eylülden önce durumlar konusunda “ biz bilmiyorduk” diyerek işten sıyrılabilir diyelim, ama hala böyle demeye devam etmeleri- yani, nükleer ya da kimyasal saldırıya uğrarsak bu kez bahaneleri ne olacak? “ Böyle bir şey olabileceğini bilmiyorduk” mu diyecekler? Hadi canım sende! Yalan söylediklerini ispat edebilirim, çünkü biliyorlar.


Jan Dickerson Olayı: Kısa Bir Tarihçe



CD: Tamam. Şimdi FBI ya sızan suç örgütleri konusunda senin şahsen yaşadığın olaylara geçelim. Örneğin iş arkadaşlarınızdan birisi, Jan (asıl adı “Can”)Dickerson ve kocası sizi ABD hükümetinin yüksek seviyelerine sızmış bir suç örgütüne katılmaya çağırdı.

SE: Tam olarak öyle.

CD: Anladığım kadarıyla, Jan Dickerson, konuyla ilgili tercümeleri bloke emek suretiyle suç şebekesinden olan bir tanıdığını-FBI araştırması altında olan Türkçe konuşan bir şahsı- korumaya çalışıyormuş. Öyle mi?

SE: Doğrudur.

CD: Ve bu şahıs Washington Türk Sefaretinde çalışan bir memurmuş-

SE: Hayır, o kısmı doğru değil. Ben bu şahsın görevi ya da pozisyonu ile ilgili bir şey konuşamam-

CD: Ama sizin davanızla ilgili olarak çıkan diğer medya haberlerinde bu şahsın-------------olduğu ifade edilmişti-

SE: Evet biliyorum. FBI ile yapılan (2002 yaz) toplantısında senatörün tutanaklarında “ memur” sıfatı kullanılmıştı ve bu tutanaklar medya tarafından incelendiğinde otomatik olarak bu “ memurun” bir hükümet görevlisi olacağı varsayılmıştı- ama bu şahsın adı hiç bir zaman açıklanmadığından, sadece bu şahsın “ yarı-yasal” bir örgüt adına çalışan birisi olduğunu söyleyebilirim.

CD: Pekala, hadi bize Jan Dickerson olayını, bu tecrübeni anlat

SE: Şimdi, biraz daha genelleştireyim durumu, sadece gizlilik değeri olmayan kaynaklara baktığınızda bile konuya vakıf olacaksınız. Melek Can Dickerson bir Türk kadınıdır-

CD: Sizin gibi oda aslında Türkiye kökenli değil mi?

SE: Evet Türkiye kökenli ve eşi Douglas la-Yüzbaşı Douglas Dickerson'la- Türkiye’de tanışmış. Yüzbaşı Douglas Ankara’da görev yapan bir ABD hava Kuvvetleri pilotu o sıralar. 1991 de tanışıyorlar ve 1994–95 yılına kadar Türkiye’de yaşıyorlar. Daha sonra Yüzbaşının tayini Almanya’ya çıkıyor ve bir kaç yıl orada kalıyorlar. Daha sonra 1999 da ABD ye geliyorlar.

CD: Önce Türkiye konusuna geri dönelim: Yüzbaşı Dickerson'un orada ABD Hava Kuvvetleri içerisinde görevi ne idi biliyor musunuz?

SE: Bir takım Orta Asya ve Orta Doğu ülkeleri hükümetlerinin ABD den silah alımları ile bağlantılıydı.

CD: Vay canına! Yani hükümetler arası temelde, ya da başka şekilde, silah alımlarıyla bağlantılıydı diyorsunuz?

SE: Evet, Bir takım devletlerin ABD den silah alımlarıyla bağlantılı. Sanırım bunların tamamı yasaldı ve işinin bir parçasıydı.

CD: Anlaşıldı, ama bu süreçte yerel hükümetler ve silah alım satımı işlerinde faaliyet gösteren bir takım karanlık şahıslarla ilişki ve bağlantılar kurmuş olabilir.

SE: Yapmış olabilir, ben bilmiyorum.

CD: Neyse, hem ne tür ülkelerden bahsediyoruz ki?

SE: Şey... Hepsini bilmiyorum, ama sanırım Türkmenistan, Özbekistan bunlar arasında-

CD: Hepsi de en tuttuğumuz ülkeler-

SE: (Gülüşmeler) Evet, doğru, bu gibi ülkeler ve bazı Orta Doğu ülkeleri.

CD: Türkiye’den sonra ne olmuş? Almanya’ya tayinleri çıkınca?

SE: Efendim, orada kalıyor ve Almanya’da iken, Jan Dickerson, üyelerinin çok daha sonraları ben orada çalışırken FBI tarafından araştırıldığı, yarı-yasal bir kuruluşta çalışmaya başlıyor.

CD: İnanılmaz ve Dickerson ailesinin bağlantılı olduğu bu suç örgütü, hangi ülkelerle bağlantısı vardı ve üyelerinin kökeni ne idi?

SE: Çok değişik. Üyeler dünyanın her yerinden; dev rakamlara ulaşan para söz konusu olduğunda birçok farklı insan bir araya gelebiliyor.

CD: Amerikalılar da var mı?

SE: Şüphesiz. Ama aynı zamanda Avrupa, Orta Asya vs. Bu kurumun ABD, Almanya ve bir kaç diğer ülkede şubeleri de vardı.


Uğursuz Ziyaret



CD: Şimdi zamanı ileri alıp 2001 senesinin Kasım ayına gelelim, Jan Dickerson FBI da sizinle beraber çalışmaya başlıyor. Görevleri neydi?

SE: “ Gözlemci” idi, daha evvel bahsini ettiğimiz ikinci tür Tercüman, çünkü yapılan dil sınavlarından birini geçememişti. Gözlemci olarak genel özet tercümeler yapardı, kelimesi kelimesine tercümeler yapmazdı.

CD: Peki o aşamada bu şüpheli ilişkilerini biliyor muydunuz?

SE: Başlangıçta hayır. Ancak bir süre sonra hareketlerinden şüphelenmeye başladım ve sonrada eşi ile bir gün ansızın bizi ziyaret etmeye geldiklerinde her şey netleşti.

2001 senesinin Aralık ayında bir gün, eşim ve ben Alexandria VA. de evimizdeydik. Kapı çaldı. Gelenler Jan ve Doug Dickerson du. Onlarda Alexandria’da oturuyorlardı Onun için ziyareti garipsememiştim. Sanırım onun amacı eşlerimizi tanıştırmaktı. İ.eri buyur ettik ve-

CD: Yaptıkları yasadışı işlere sizi de bulaştırmak istedi?

SE: Hayır, aslında bu yarı-yasal kuruluşlar hakkında ilk olarak kocası konuşmaya başladı.” Baksanıza, şu grubun faaliyetlerini biliyor muydunuz?” diye laf arasında eşimin ağzını aradı. Eşim “ Evet, duydum” dedi ve ben terlemeye başladım, çünkü bu kuruluşun FBI soruşturması altında olduğunu biliyordum ve bu konuyla ilgili herhangi bir şeyi eşimle konuşmam yasalarla engellenmişti.

CD: Ama eşinizin bu kuruluştan bahsedildiğini duymuş olması onların bayağı zararsız bir grup olarak bilindiğini gösterir öyle değil mi?

SE: Evet, dediğim gibi, yasal bir vitrin. Ve Dickerson eşime bu kuruluşa katılmayı hiç düşünüp düşünmediğini sordu.

CD: O zaman, bu kuruluşa katılmak sosyal olarak arzu edilen bir şeydi diyebilir miyiz?

SE: Doğrudur. Ve işte bu soru eşimi şaşırtmıştı, biliyor musunuz, çünkü bu grup öyle her önüne gelenin katılabileceği bir grup değildi. Eşim “ Ama bunlara katılmak için işte şu olmak, bunu tanımak gerekir, şöyle bağlantı olmalı gerek diye biliyordum” falan diyordu.

Bunun üzerine Yüzbaşı Dickerson gülümsedi ve parmağıyla beni işaret ederek” Tüm yapman gereken eşinin nerede çalıştığını söylemek ve sizi işte böyle (parmağını şıklatarak) alırlar” dedi. Yani kısacası onlara sağlayabileceğim bilgileri satacaktı.

CD: Peki bu yanıttan siz ne anladınız? Gizli FBI bilgilerini onlara vermeniz gerekecekti değil mi?

SE: Doğrudur. Benim bu şahıslara verebileceğim bilgiler epey para edecekti.

CD: Peki sizin çıkarınız ne olacaktı?

SE: Yani, para ve ülkeyi terk edebilirdik, biliyor musun, istediğimiz herhangi bir yerde rahat yaşayabilirdik. Bir daha ömür boyu çalışmamız gerekmeyecekti, öyle dediler.

CD: Peki sonra ne yaptınız? Adam sizin önünüzde eşinize bir teklif getirdi.

SE: Ben konuyu değiştirmeye çalıştım, çünkü o aşamada yürütülmekte olan soruşturmaya dayanarak, bu konuda söyleyeceğim herhangi bir şey yasa dışı olacaktı.

CD: İşe döndünüz, konudan hiç kimseye bahsettiniz mi?

SE: hemen bir üstümdeki yöneticiye, daha evvel Arapça Tercüman olarak görev yapmış olan bir şahsa, iki gün sonra rapor etim. Bana konuyu hemen Güvenlik Dairesine rapor edeceğini söyledi. Bu olay 2001 Aralık ayında oldu. Konudan bir ses çıkmayınca, Jan Dickerson'un yaptığı tercümelerden şüphelenen bir Ajanla konuştum. Sonunda Güvenlik Dairesine ulaştık ama onlar bu şikâyetimin onlara hiç ulaşmadığını söylediler. Elimde, tarihleriyle, tüm belgeler, e-postalar vs. hala var ve ispat edebilirim.

CD: Dickerson'un bu şüpheli şahısları koruması ve Amerikan güvenlik mekanizmasına böylesine derinlemesine sızmış olmaları gerçeğinin, FBI’ın yaptığı araştırmalar üzerinde olumsuz etkisi oldu mu?

SE: Bu sızmanın direkt sonucu olarak, gözaltında olan- pek değerli bilgilere sahip- belirli şahıslar salıverildi. Bu soruşturmanın hedefleri, kilit konumunda kişilerin, yurt dışına kaçmasına izin verildi, taa Ocak-Şubat 2002’ye kadar.

CD: Bunlar Amerika Birleşik Devletlerinde ikamet eden yabancı uyruklulardı değil mi?

SE: Doğrudur.

CD: Bu toplu kaçıştan haberiniz oldu mu?

SE: Araştırmalarımızda ilerledikçe, daha üst seviyelerde bazı şüphelilerin isimlerini rapor ettim. Biliyor musunuz? İki hafta içerisinde bu şahısların tamamı ülkeyi terk etmişlerdi. Aniden ortadan kayboldular.

Büyük Kaçış



CD: Peki sonra ne oldu? Bildiğim kadarıyla Jan Dickerson FBI’ dan istifa etti ve Belçika’ya taşındı. Sizin hikâye ortaya çıkınca istifaya mı zorlandı? Yoksa kaçtı mı? Eşi hala ABD Hava Kuvvetlerinde mi?

SE: Bizim evde geçen bu konuşmalar sırasında, yani 2001 Aralık ayında, Douglas Dickerson ABD hava Kuvvetlerinde çalışmaya devam ediyordu, çünkü takip eden senenin Ağustos ayında ABD hava Kuvvetleri sonunda resmi bir soruşturmaya gitti ve bunu teyit ettiler. Bu durum ciddi bir güvenlik ihlaliydi. Yasaya göre eğer eşi ya da aile üyelerinden herhangi birisinin yasadışı işlere bulaşmış olması durumunda bunu yetkililere bildirmek zorundaydı.

Gariptir, hava Kuvvetlerinin resmi soruşturmasının başlamasından iki hafta sonra, 9 Eylül 2002 tarihinde, her ikisi de ülkeyi terk ettiler.

CD: Peki devlet nasıl oldu da ikisinin birden ellerini kollarını sallaya sallaya kaçmalarına göz yumdu?

SE: Şimdi, 2002 Haziran ayında benim dava başladıktan sonra, Yargıç bir celp çıkardı ve Adalet bakanlığının her ikisinin de ülkeden çıkışlarını engellemesini talep etti. Ama Hava kuvvetleri Yüzbaşı Dickerson’u NATO’da görevlendirilmek üzere, en azından iki yıllık bir göreve, Belçika’ya tayin ederek serbest geçişlerini sağladı.

CD: NATO’da mı? Ne yapacakmış orada?

SE: Tam olarak ne olduğunu bilmiyorum, sadece NATO da görevli olacağını biliyordum. Tam gitmeden önce, sinirinden küplere binen Yüzbaşı Dickerson mahkemenin talep etmesi durumunda hemen icabet edeceğine dair yeminli beyanat vermek zorunda kaldı. Böyle bir durumda FBI tüm yol masraflarını karşılayacaktı.

CD: O zaman hala bir gün adalete hesap verecekleri konusunda umutlu olabilir miyiz?

SE: Şimdi, Dickersonların bir kaç ülkede banka hesapları olduğunu keşfettik. Bu ülkelerden bazılarıyla ABD arasında suçluların iadesine dair herhangi bir anlaşma yok. Böyle olunca, zannetmem, hayır geri döneceklerini zannetmiyorum, çoktan uçtular onlar.

En akıllara durgunluk veren şey ise, 2002 Haziran ayından başlamak üzere, celp altında bulundukları bir ay süresince Jan Dickerson hala FBI Tercüme Dairesinde, yine en gizli bilgilere ulaşabileceği şekilde, çalışmaya devam etti. Bu, FBI’ın ABD Kongresi tarafından kurulan komiteye hemen aynı dönemde Jan Dickerson’un şüphe altındaki kuruluşta geçmişte çalışmış olduğunu, sadece bu değil, hakkında soruşturma yapılmakta olan en az iki şahısla bu ilişkisini sürdürmüş olduğunu beyan etmesine rağmen olabilmiştir.





Peki, Can Dickerson nasıl oldu da işe alındı?



CD: Bu şahsın çalışmasına nasıl izin verildi? Daha üst seviyelerde birisi mi korunmaya çalışılıyordu?

SE: Bilmem. Böyle bir şey mümkün mü? Evet. Ama dediğim gibi, bilemem. Senato üyeleri ve FBI arasında yapılan bir toplantıda FBI da işe başlamadan çok öncesi bu yarı resmi kuruluşla ilgisi olduğunun bilindiği ancak iş başvuru formunda daha evvel çalıştığı yerlere dair olan soruyu tamamen boş bırakmış olduğu ortaya çıktı. Benim tanıdığım güvenilir bir kaynak Melek Jan Dickerson’un geçmişi ile ilgili hiç bir araştırma yapılmadan işe alındığını teyit etti. FBI Jan Dickerson’un bu kuruluşla olan ilgisini açıklamadığını belirtti. Bu kadar gizli yürütülen işlerde çalışacak birisi yalan beyan vermiştir, bu da federal bir suçtur.

FBI'ın gerekçesi ise “ Personel eğitimindeki yetersizlikler” olarak açıklandı.

CD: İnanılmaz. Senatörlerin tepkisi ne oldu?

SE: Şahsın önemli bilgileri gerekli yerlere iletmekten kaçınıp kaçınmadığını ısrarla sordular ve FBI “ bir kaç vaka” tespit edildiğini ifade etti. Aslına bakarsanız Yüzlerce belgeden 17 tanesini ben tercüme etmiştim, sonra da işten ilişiğim kesildi. FBI bu hedefler hakkında zaten uzunca bir süredir araştırma yapmaktaydı. Ama sonuçta bunlarla ilgili dişe dokunur bir şey yapılmaz. Neden derseniz. yurt dışında belirli ilişkilerle aramızın açılmamasına özen gösterilir. Yani 3000 kişinin hayatını kaybettiği 111 Eylül olayından sonra bile bahis konusu bu yüksek gelir getiren yasadışı faaliyetlerde bulunanlar dahi serbestçe hareket edebiliyorlar. Diplomatik ilişkiler nedeniyle önemli araştırmalara bile devam edilmiyor ki bu araştırmalar ABD toplumunun %99 unun çıkarınadır.



FBI bazı şahıslara nasıl çengel atar?



CD: Sibel, burada anlatmaya zamanımızın elvermeyeceği bazı diğer konularda da şikâyetlerin olmuştu, bunlardan kısaca bahseder misin? Yöneticiler bu şikâyetlere karşı nasıl tavır takınıyorlardı?

SE: Tabii. Bizde “ Çengel atma “ denilen bir işlemi kullanırlardı. Tercümelerin yapılmaması ya da geciktirilmesi konularında, 2001 senesi Aralık ayında, ilk şikâyetimi ilettiğimde orta seviye bir yönetici bana “ Sibel, Üniversitede çok ağır derslerin olduğunu biliyorum. İşyerimizce sunulan fırsatlardan neden yararlanmıyorsun?” diye bir soru sordu.

Ne demek istediğini sorduğumda “ okul çantamı” Cumartesi ve Pazar günleri işyerine getirebileceğimi ve iş yapmadan ders çalışabileceğimi söyledi. Bilgisayarımı bile çalıştırmam gerekmiyordu. İşyeri kayıtlarına da çalıştığımı yazabilecektim. Dolayısıyla hiç çalışmadan, sadece hafta sonunda, 700 dolar kazanabilecektim.

CD : İnanılmaz.

SE: Yani şikâyet dilekçeme verilen cevap bu.

CD: Peki, yani senin şikâyetlerini bu şekilde geçiştiriyorlardı ve bir takım faydalar sağlamakla şikâyet etmeyi bırakacağını hesaplıyorlardı?

SE: Komiktir. Bir başka inanılmaz örnek daha vereyim. Bana gelip “ Sibel yılda bir kaç kez aileni ziyaret etmek üzere Türkiye’ye gidip geldiğini biliyoruz. Bir daha ki sefere gitmeden önce bize haber verirsen masrafları biz ödeyebilir bunu iş seyahati olarak gösterebiliriz “ dediler. Tüm yapmam gereken şey Ankara’da bulunan bürolarına bir kaç kez gidip onlara görünmekti. Tüm masraflarım FBI tarafından karşılanacaktı.

CD: Ret edilemeyecek bir teklif getirmişler öyle ya? Sizin durumunuzdaki birçok insan bunu kabul ederdi herhalde.

SE: Tabii ki. Birçok kişi bunun üzerine atlar... Ama öyle yaparsanız bu kez kuyruğu kaptırmış olursunuz, FBI bunu ileride size karşı kullanabilir; ne bileyim işte hesaplarda bir hata bulurlar, “ sahte” belgeler olduğunu ileri sürebilirler, böylece sizi bağlamış olurlar. Bayılırlar insanları böyle gebe bırakmaya.

Bir keresinde de işyeri çalışma koşulları ve düzeni konusunda bir şikâyet getirmiştim, ne yaptılar biliyor musunuz? Beni ÖA, yani özel ajan olarak yetiştirmeyi teklif ettiler. Hala bende bir kopyası var o teklifin. Ben ise “ terfi peşinde değilim, sadece şikâyetlerimi iletiyorum” demiştim. Tabi hemen konuyu değiştirdiler. Diyeceğim, hesap vermemek için bin dereden su getirirlerdi.



Şu andaki durum: Genel Vali Ashcroft'un engelleme çabaları ve Hukuk Savaşı.



CD: Adalet Bakanlığı aleyhine açtığın dava ve John Ashcroftun seni susturmak amacıyla “Devlet Sırları Yasasını” nasıl kullandığı konusunda konuşmaya açık olduğunu biliyoruz. Bu hukuk savaşı konusunda ve oyunun genel durumu hakkında biraz bilgi verebilir misin?

SE: Benim davam 2002 Haziran ayında başladı. Senatörler ve FBI Lisan Dairesi başkanı Margaret Gullota ile yapılan bir toplantıda FBI iddialarımın tamamının doğru olduğunu kabul etti. Bu FBI için büyük bir darbe idi. Sonra da bu toplantının aslında “ gizli “ olarak kalması gerektiğine karar verilip konuyu gizli tutmaya çalıştılar.

CD: Peki dava ne durumda?

SE: Başlangıçtan beridir herhangi bir ilerleme yok. Tam dört kez duruşma tarihi alındı ve her seferinde de duruşmalar herhangi bir gerekçe gözetilmeksizin iptal edildi. Sonra, 11 Eylül kurbanlarının ailelerinin devlete karşı açtığı davanın avukatları Motley Rice adlı firmanın beni şahit olarak dinlemek üzere celp çıkarması var, bana soracakları soruları açıklar açıklamaz susmam ve “ Devlet Sırrını “ açığa vurmamam talep edildi. John Ashcroft ki o adamdan her şeyi bekleyebilirsiniz, beni susturmaya çalışmakla yasaları çiğnemiştir. Ben iki yıldır bu mevzulardan bahsederken sesi çıkmıyordu ama şimdi her şey aniden “ Devlet Sırrı” oldu. Akıl almaz bir şey bu.

CD : Ama önce tüm bilgileri ortaya çıkarıp sonra da bunları “gömmeye” çalışmakla konuya daha da çok dikkat çekmiyorlar mı?

SE: Tabii. Tam olarak bunu yapıyorlar. Bu adamlar kendi kuyularını kazıyorlar. En son olarak 9 Temmuz 2004 tarihinde bir duruşma yapılacağı ifade edildi ancak bu olmayacak. Bu konuyu uzatarak hasıraltı etmeye çalışacaklar. Davanın hızlandırılması için dilekçe verebilirsin ancak bu kez de hâkimlerin hoşuna gitmeyecek bu davranış.

Yani temelde bu dava ile ilgili pek fazla bir gelişme olmadı. Tabi bu arada Texas temsilcisi Ron Paul, Devlet İzleme Sivil Kuruluşu gibi şahsiyetler de konuyla ilgileniyorlar.

FBI tercüme dairesinde şu anda sadece Kevin Taşkesen kaldı. Günümüzde Türkçenin

Ulusal güvenlik açısından ne kadar önemli olduğu göz önüne alınırsa, FBI'ın “iyi niteliklere sahip Türkçe Tercüman “ bulma konusunda gerekli çabayı göstermemesinin nedenini bilemem ama tabi bu akla mantığa sığmıyor.

Doğan şahin-Sydney

No comments:

Post a Comment

Thank You...Teşekkürler